SON DAKİKA

Yenimahalle Gazetesi – Yenimahallede Haberin Adı
Mete Özbaş
Mete Özbaş

BAŞINI OKŞADIĞIM ÇOCUKLAR GELİR AKLIMA

BAŞINI OKŞADIĞIM ÇOCUKLAR GELİR AKLIMA
Bu haber 27 Mayıs 2020 - 22:59 'de eklendi ve 335 okunma kez görüntülendi.

Çocuklarımızın uzunca bir süredir evde oluşu, ailelerin birlikte daha fazla zaman geçirdiği bu dönemde okullar evlerimize taşındı. Yapılan birçok etkinlik ile çocuklarımızın eğitim öğretimden uzak kalmaması için çaba gösterildi. Ama bir şeyler eksik kaldı yine de. Okullarını, arkadaşlarını, öğretmenlerini özledi çocuklar. Kokusu bile farklıydı okulların. Öğretmeni başını okşadığı zaman mutlu oluyor, gülümsüyordu arkadaşlarına çocuklar. Çözdükleri bir matematik problemini göstermek, başarılarını anlatmak için parmak kaldırıyordu çocuklar. Gözlerindeki ışıltıyı kim görüyor şimdi? Eksiğini tamamlasın diye fısıldayarak kim kopya veriyor şimdi arkadaşına?
Eğitimde dijitalleşme, çocukların teknolojiye erişimi, yapay zekânın eğitimde kullanılmasıyla öğrenciler için kişiselleştirilmiş eğitim imkânları sağlanacağı ve verilen desteğin daha kişiye özel olacağı düşünülmektedir.Etkili öğrenme başladıktan sonra teknoloji çocukların hayatına girebilir ama hiçbir noktada diğer insanlarla iletişimin yerini almamalıdır. Teknoloji iyi bir araç olabilmelidir. Teknolojiyi geliştirmemiz ve öğretmene destek olarak kullanmamız gerekir.
Einstein, zekâ ile yaratıcılık arasında bir köprü kurmuştur:
“Zeki olmanın ölçütü bilgi değil hayal gücüdür.”
Zekâ eğitim bilimciler için de bir araştırma konusu olmuştur. Onlar aynı zamanda zekânın türleri ile ilgilenmişlerdir. Erdal Atabek, zekâ türleri ile ilgili eğitim bilimcilerine şöyle bir çağrı yapma gereği hissetmiştir:
“ Akademik zekâ var, duygusal zekâ var, sosyal zekâ var. Bu zekâ türleri tanımlanıyor, ölçekler yapılıyor ama kültürel zekâ da olmalı.” Atabek, bireyin ve toplumların tutum ve davranışları kültürel zekâlarının ürünüdür diyor. Toplumların farklı davranışlarının ardında kültürel zekânın etkisi olduğunu ifade ediyor Atabek.
Milli bayramda okuduğu şiiri, marşı, heyecanla salladığı bayrağı unutmuyor çocuklarımız. Birçok öğretmenimiz bize özgü değerleri, kültürümüzü anılarında veriyorlar. Öğretmenliğin sadece teknik olarak yapılan bir meslek olmadığını gösteriyorlar…
Çocuk sınıfa her gün değişik yemek ile gelirdi ve mutlaka yanında bir şeylerde içerdi. Üç gündür yemek saatinde ekmek ve içinde salça ile kahvaltısını ettiğini görünce bunda bir iş var dedim. Ama üç gündür aynı salçalı ekmek, yanında ise içecek yok. Annesi de üç gündür unutmaz ki yoksa çocuğu susuz kalacak. “Kızım yarın annen bana bir gelsin” diye tembihledim. “Annem gelemez” deyince sebebini öğrenmek istedim. Annem babama bakıyor, evden çıkamıyor dedi. Öğlen okul çıkışı onunla beraber evlerine vardım. Bir abi yatıyor içeride, yaşı 35 belki de. Ama tartsan 40 kilo gelmez bence. Mutfağa geçtik, biraz dertleştik Ayfer abla ile. Önce arabalarını satmışlar, o bitince borç almışlar. Kanser tedavisi için ne duydularsa yapmışlar. Ama çare bulamamışlar. Ölüyor benim eşim dedi. Hasta olunca işten de çıkarılmış, elde avuçta ne varsa da harcanmış.

Diyarbakır’ın bir köyünde ilköğretimde görev yapan öğretmen matematik dersinde;
“Bir kasada şu kadar çilek varsa, 10 kasada kaç çilek vardır?”diye öğrencilerine bir soru soruyor.Öğrenciler, “Öğretmenim çilek ne?” diyorlar.Öğretmen, “İşte çocuklar çilek…” diyor.”Biz hiç çilek yemedik” diyor çocuklar.
Bunun üzerine öğretmen Bursa’daki tarım firmalarına toprak numunesi yolluyor ve “Bu toprakta çilek yetişir mi?” diye soruyor. Bursa’daki firmalardan cevap geliyor: “Evet, Diyarbakır şartlarında çilek yetişir.”Hatta mektubun yanında çilek fideleri ve yetiştirme şeklini anlatan bir tarif yolluyorlar.Öğretmen öğrencilere okuyor nasıl yetiştirileceğini, çıkıyorlar bahçeye, çilekleri diktiriyor, can sularını verdikten sonra her birine dörder çilek fidesi veriyor ve şöyle diyor:
“Şimdi gideceksiniz evinize, anne-babanıza ben size nasıl öğrettiysem siz de onlara öyle öğreteceksiniz.”
Aradan iki yıl geçtikten sonra çilek girmemiş o köyün halkı şu anda Diyarbakır pazarında çilek satıyor.
Günümüzde okullar genel olarak sadece bir öğretim kurumu olarak görülmektedir. Okullar, öğretimle birlikte toplumsal kazanımların verildiği bir eğitim ortamıdır. Geçmişten geleceğe toplumun kültürel değerlerini taşıyan en etkin yapılardır. Okul, bireyleri topluma hazırlayan bir yapı olduğu için toplumun tüm değerlerini bireye aktaran bir merkez konumundadır. Okuldaki tüm paydaşların sahip oldukları yetenek, davranış, alışkanlık, değer, inanç ve anlayış,kültürün ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Okulun bulunduğu çevre ile birlikte tüm paydaşlar tarafından oluşturulan okul kültürü, zamanla kendi bünyesindeki tüm bireylerin benimsediği bir kültür olmakla beraber içinde bulunduğu sosyal çevrenin de benimsediği toplumsal kültür özelliğini kazanabilmektedir.
Sosyal yapının bir parçası olan okullar, toplumun en önemli hizmet alanında rol aldıkları için insanların büyük bir kısmını ilgilendirmektedir. Bu yönüyle okullar kitleleri etkilemekte ve onlara yön vermektedir. Okul, sadece kültür üreten değil, aynı zamanda kültürü aktaran bir örgüttür.
Umarız çocuklarımız en kısa zamanda okullarına kavuşurlar. Rıfat Ilgaz’ın şiirinden bir bölümle bitirelim yazımızı;

Sizi yoklama defterinden öğrenmedim

Haylaz çocuklarım
Sınıfın en devamsızını
Bir sinema dönüşü tanıdım
Koltuğunda satılmamış gazeteler…

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA